SÖZLEŞME SANATI

Avukat Pelin Baruh

Bütün hayatımız sözleşmelerin egemenliği altındadır. Bir simit alırken bile bir sözleşme yapmış oluruz. Bir otobüse binerken dahi sözleşme yapmış oluruz. İşler yolunda giderse, gündelik hayatta sözleşme yaptığımızın farkına bile varmayız. Fakat işler yolunda gitmezse, aldığımız simit nedeniyle zehirlenirsek ya da bindiğimiz otobüs kaza yaparsa zararlarımızı ancak sözleşme hukukunun kuralları çerçevesinde isteyebiliriz.

Bir de günlük hayatta farkında olduğumuz ve önemsediğimiz sözleşmeler vardır. Örneğin bir inşaat firması olarak başka bir firma ile ortak iş yapacağımızda “sözleşme” kavramı adeta hayatımızın eksenine oturur. Bu tür sözleşmelerin, günlük hayatımızda hissetmediğimiz sıradan sözleşmelerden farklı olarak yazılı ve profesyonel metinler olmasını isteriz. İşte bu makalede, bu tür sözleşmeler üzerine bazı hayati tespitlerde bulunacağız.

Acaba bir sözleşmeyi profesyonel bir sözleşme, iyi bir sözleşme yapan nedir? Uzun cümlelerle ve ağdalı bir dille yazılmış olması mı? Sayfa sayısı mı? Birkaç farklı yabancı dilde çevrilerinin olması mı?

Bir sözleşmeyi iyi bir sözleşme yapan “Borçlar Kanunu’nun teorisine uygun yazılmış” olmasıdır. Eğer bir sözleşmenin mantığı, Kanun’daki sözleşme şablonlarına oturtulamıyorsa, kötü bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin çok kapsamlı, akla gelebilecek her konuda hükümler içeren 40-50 sayfalık bir sözleşme olması da bu gerçeği değiştirmez. Yine belirtmeliyiz ki, bir sözleşmenin lüks kâğıtlara basılması, üzerinde renkli profesyonel amblem ve işaretlerin bulunması da bu sözleşmeyi iyi bir sözleşme yapmaz.

Bir sözleşmenin sağlam bir sözleşme olması, ancak ve ancak Kanun teorisine dayanması ile mümkündür. Çünkü bir anlaşmazlık çıktığında sadece sözleşmede yazan maddeye değil, Kanun’un bu konuda tanıdığı inisiyatif alanına da bakmak gerekir. Eğer sizin sözleşmede yazdığınız madde Kanunun tanıdığı inisiyatif alanının dışına çıkmışsa geçersizdir. Geçersiz bir maddeye güvenerek hareket ettiğinizde başınıza neler geleceğini asla kestiremezsiniz. Daha da önemlisi bunu çok dramatik bir şekilde öğrenebilirsiniz. Bu dramların yaşanmaması için sözleşme hukuku konusunda piyasayı bilgilendirmeyi bir görev biliyoruz.

Burada, sözleşme avukatlığı (koruyucu avukatlık) devreye girmektedir. Hukuk konusunda az veya çok mürekkep yalamış herkes takdir edecektir ki, sözleşme hukuku, teorisi en ağır ve zor olan hukuk dallarından biridir. Bir sözleşmeyi hakkıyla yazabilmek veya kontrol edebilmek için binlerce sayfalık Kanun Şerhlerine hakim olmanız gerekir. Bu ise meslek hayatına atıldıktan sonra en az fakültede okuduğunuz kadar hukuk kitabı okumanızı, adeta ikinci bir hukuk fakültesi bitirmenizi gerektirir.

Bu meşakkatli ve kıymetli sanatın gelişmesi müvekkilin buna göstereceği ilgiye bağlıdır. Hukuk işlerimize yön verirken ve avukat tutma politikamızı geliştirirken sadece kendimiz için değil, hukuk sistemimiz için de en güveli olan çalışma şeklini tercih etmeliyiz. Arabanız ne kadar lüks ve iyi olursa olsun, iyi bir trafik sistemi ve kuralları yoksa hiçbir zaman konforu yaşayamazsınız.

Sözleşmeler, sadece Kanun’un çizdiği inisiyatif alanında etkili olur dedik. Buna rağmen bazen bir sözleşme maddesi, hatta sözleşmedeki tek bir cümle, bir firmanın batmasına neden olabilir. Eksik bırakılan bir hüküm, emeklerinizin karşılıksız kalmasına yol açabilir. İyi kurgulanmamış ve Kanun’un teorisine oturmayan bir sözleşme, açtığınız davanın çok uzun yıllar sürmesine neden olabilir. O yüzden, iyi bir sözleşmenin nasıl olacağı konusunda az çok fikir sahibi olmak her piyasa aktörü için elzemdir.

İyi bir sözleşme nasıl olmalı?

Öncelikle çok uzun sözleşmeler yazmanın, iyi bir sözleşme yapma tekniği olmadığı belirterek başlamalıyız. Öyle ki, çok uzun sözleşmelerde bulunan maddeler, bazen dava sırasında bile fark edilmezler. Dava konusuyla doğrudan ilgili bir madde sözleşmede yer alıyor olmasına rağmen ayrıntılı ve yoğun yazım tekniği ilgili olarak, maddenin gözden kaçmasına neden olabilir.

Uzun ve ayrıntılı sözleşmelerle iş hayatında sıkça karşılaşırız. Bunun nedeni, iş hayatında uzun ve ayrıntılı sözleşmelerin iyi sözleşme olarak algılanmasıdır. Oysa Kanun’un teorisine dayanan kısa bir sözleşme çok daha iyidir. Teorisi ve mantık kurgusu sağlam kısa sözleşmeler yerine uzun sözleşmeleri tercih etmek, kağıt parayı verip demir para alınca çok param oldu diye sevinen çocukların haline benzemektedir.

Peki, uzun ve ayrıntılı sözleşmeler neden iyi değildir?

Bir sözleşme uzadıkça mantıksal çelişkileri artar ve mantık kurgusu bozulmaya başlar. Ne kadar çok madde yazılırsa geçersiz ve çelişkili maddeler yazma riski de o kadar artar. Akla gelen her şeyi yazma çabası sözleşmede bir “kural enflasyonuna” sebep olur. Enflasyon, sadece ekonomide değil, hukukta da kötüdür. Neticede işinize belki de hiçbir zaman yaramayacak onlarca maddeyle sözleşmeyi doldurmuş olursunuz. Denilebilir ki, ne zararı var?

Zararı şudur: Sözleşme üzerindeki hakimiyetinizi kaybedersiniz. Bu kez, her işde acaba bunu sözleşmeye yazmış mıydık, nasıl yazmıştık gibi bir şüphe ile mücadele etmek zorunda kalırsınız. Hâlbuki sağlam temel ilkeler belirlerseniz, hareket kabiliyetiniz yüksek olur. Ayrıca ne kadar çok madde yazarsanız yazın, mutlaka sözleşmede yazmadığınız yeni durumlarla karşılaşacaksınız. Çünkü hiçbir beşeri irade gelecekte gerçekleşmesi muhtemel bütün ihtimalleri öngöremez.

Anlaşılır kısa, net ve Kanunun teorisine dayanan sözleşmeler hem karşı tarafa güven verir hem de işlerinizi hızlandırır. Pazarlık masasına oturduğunuzda önünüzde üç sayfalık bir sözleşmeyi mi yoksa otuz sayfalık bir sözleşmeyi mi konuşmak istersiniz ?

Otuz sayfalık bir sözleşme hakkında asla sağlıklı bir görüşme gerçekleştiremezsiniz. Ayrıca otuz sayfalık bir sözleşmeyi defalarca kez okusanız da üzerinde genel bir mantık hakimiyeti kuramazsınız.

Sözleşmelerde kullanılan dil ve yazım tekniği nasıl olmalıdır?

Maalesef ülkemizde hukuk metinlerinin (kanun, yönetmelik, sözleşme) yazımı konusunda gelişmiş bir bilim dalı bulunmamaktadır. Bu nedenle sözleşme yazım tekniği tamamen sözleşmeyi yazanın bireysel yeteneklerine ve yetkinliklerine kalmıştır. Ülkemizde ikinci bir sorun ise anlaşılmaz maddeler yazdığınızda büyük hukukçu kabul ediliyor olmanızdır. Tartısı bozuk olanın hiçbir işi düzelmez. Bir düzenlemeyi anlaşılamaz şekilde yazmak bir marifet değildir. Aksine marifet, anlaşılması zor konuları basit ve yalın bir şekilde ifadelere dökebilmektir. Sözleşmelerde de böyledir. Sözleşmeler, hem tarafların hem avukatların hem de hakimlerin okuduğunda rahatça anlayabileceği metinler olmalıdır.

Sözleşme yazımı konusunda bilim dünyası maalesef yaya kalmıştır. Hukuk dünyasında gelişen ve yayılan karmaşık cümle hastalığının edebiyatçılar tarafından da mazur görüldüğü anlaşılmaktadır.

Dilbilimi alanında yapılan akademik bir makalede şu ifadelere yer verilmiştir: “Diğer hukuk metinlerinde olduğu gibi sözleşmelerde de uzun ve karmaşık tümceler kullanılması sözleşmenin konusuyla ilgili hukuki ayrıntıları ortaya koymak ve bunları açıklamak, bunlarla ilgili koşulları sıralamak ve tarafların hak ve yükümlülüklerini belirlemek gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bütün bu ayrıntıların hukuki bir dille aktarımı ise karmaşık ve uzun tümce yapılarının ortaya çıkmasına neden olmakta ve bu durum hemen hemen her sözleşme tümcesinde görülmektedir (Bakınız: Işıl ÖZYILDIRIM, Hukuk Diline Bir Örnek: Sözleşmeler, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt:17, Sayı:1, s. 43-60, s. 50). Bir edebiyatçı akademisyenin, hukuk metinlerini incelemesi biz hukukçular açısından büyük bir mutluluktur. Kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz. Yakın zamanda rastladığımız birkaç çalışma dışında bu alanda yayın olmadığını biliyoruz. Ancak yapılan çalışmalara verilen emeğin boşa gitmemesi için bu çalışmalarda hukuk diline bir katkı da sağlanması gerekir. Sadece durum tespiti yapan ve mevcut durumu da mutlak doğru kabul edip, onun nedenini izah etmeye çalışan bir anlayışla hukuk dili konusunda bir ilerleme kaydedilemez. Hukuki ayrıntıları ortaya koymak, koşulları belirtmek ve yükümlülükleri sıralamak için uzun ve karmaşık cümleler kullanmak gerekmez. Kısa, yalın ve nitelikli ifadelerle de bunlar yapılabilir. Şimdiye kadar yapılmamış olması, yapılamayacağından değil, bu konuda özen ve gayret gösterilmemiş olmasından ileri gelmiştir. Bir de karmaşık cümleler kurmayı hukukçu olmanın alameti farikası olarak gören eski ve yavan bir anlayışın da bunda etkisi olmuştur.

Sözleşmelerde kullanılan dille ilgili olarak dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, kullanılan terimlerin Kanunda kullanılan terimlerle aynı olmasıdır. Buna “terim birliği” denilmektedir. Gerçekten terim birliğine özen göstermek bir sözleşme için son derece önemlidir. Örneğin, Kanun “yan gider” dediği bir harcama kalemi için sözleşmede “tali gider” ifadesi kullanılmamalıdır. Kanun “kiraya veren” tabirini kullanmakta iken, “kiralayan” ifadesi yazılmamalıdır. Kanun’un “özen gösterme yükümlülüğü” dediği husus “dikkatli olma yükümlülüğü” şeklinde ifade edilmemelidir.

Bir sözleşmenin ayaklarının yere basması, ancak anlattığımız şekilde Kanunun teorisine dayanması, Kanundaki hukuk formlarına oturtulabilmesi ve Kanun ile terim birliği taşıması sayesinde mümkündür. Aksi halde sözleşme diye imzaladığımız metin, haklarımızı koruyan bir kalkan olmaktan çıkar ve sürekli problem çıkaran bir baş belasına dönüşür.

Sözleşme hukuku alanında danışmanlık ve koruyucu avukatlık hizmetlerinin gelişmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Daha kolay ve daha çok para kazanma imkanlarını terk ederek bu yola emek sarf etmemizin sebebi, ülkemizin bir hukuk devleti olması gerektiğine duyduğumuz inançtan ileri geliyor. Bir toplumsal felaket olduğunda nasıl hepimiz bundan olumsuz etkileniyor ve adeta payımıza düşeni alıyorsak bir hukuk devleti olduğumuzda da hukuk güvenliğini yaşamanın verdiği huzuru hepimiz kalplerimizde derin bir şekilde hissedeceğiz.

Bunun için çalışmak zorundayız, bunun için bilinçlenmek zorundayız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here